521 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî
«Teyemmüm» ve «Namaz» bahislerinde; Nesâî
«Taharet» bahsinde tahrîc etmişdir. Amr b, Şuayb'ın rivâyetinde bu
beyanâtın Tebuk gazasında verildiği bildirilmektedir. Bu gaza Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in son gazâsıdır.
Dâvûdî diyor ki:
«Hadîs-i şerif'de sayılan beş şey Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den önce
hiç bir Nebide toplu olarak bulunmamışdır. Yalnız Nuh (Aleyhisseiâm) bütün
insanlara gönderilmişdir. Geri kalan dört şeyden hiç biri ondan önce geçen
Nebilerden birine verilmemişdir.»
Nuh (Aleyhisselâm)'in
bütün insanlara gönderilmesi meselesine şöyle cevap verilmişdir: «Hz. Nuh, Nebi
olarak bütün insanlara gönderilmemişdir. Onun bütün insanlara gönderilmesi
tûfân sebebi ile insanlar helak olarak mahdut mikdarda insan kalması dolayısı
iledir. Bizim Nebiimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise Nebi olarak
gönderilirken risâleti bütün insü cinne tâ'mîm ve teşmil edilmişdir.»
İbnü'l-Cevzi'nin
beyânına göre eskiden bir kavme Peygamber gönderilirken başkalarına da ayrı
ayrı Nebiler gönderilir, bu suretle bir zamanda birçok Nebiler gelirmiş. Bizim
Nebiimiz ise tek başına gönderilmiş, onun zamanında kendinden başka hiçbir
Peygamber gönderilmemişdir.
Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) 'in hususiyetlerinden biri de düşmanla aralarında bir aylık yol
nisbetinde mesafe varken düşmanın ondan ve ordusundan korkmasıdır. Aradaki
mesafenin bir aylık yol ile tahdîd edilmesi bundan daha uzakta olanlar
korkmazlardı mânâsına gelmez. O gün için Medine ile islâm düşmanları arasında
bir aylık yoldan daha uzakda olanlar bulunmadığı için bir aylık mesafe son had olarak
zikredilmişdir. Yoksa ne kadar uzakta olursa olsun Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) ile islâm ordusunun karşısına çıkacak düşmanın kalbine korku
siner. Gerçi meşhur bir kumandanın karşısında harb etmekden korkan insanlar
bulunabilir. Fakat o mücerret bir korkudur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
in düşmanı ise onun mutlak surette muzaffer olacağından korkar.
Yeryüzünün mescîd
kılınmasından murâd: secde yerleri yahut malûm mescidlerdir. Kaadi İyâz, geçmiş
Nebilere ancak kilise ve havra gibi husûsî yerlerde; bâzı ulemâ da temiz
olduğunu yüzde yüz bildikleri yerlerde namaza durmak mubah kılındığını bu
ümmete ise şerîatın beyân ettiği bâzı yerler müstesna olmak üzere bütün yer
yüzünde namaz kılmaya izin verildiğini söylemişlerdir. Gerçi isâ (Aleyhisseiâm)
yeryüzünde çok sefer eder ve namaz vakti geldiğinde bulunduğu yerde namazını
kılardı, fakat ona heryerden teyemmüm caiz değildi. Her yerde namaz kılmak ve
teyemmüm etmek yalnız Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e mahsusdur.
Ganimet: Muzaffer olan
İslâm ordusunun kâfirlerden aldığı mallardır. Buna mağnem de denilir.
Hattâbî'nin beyânına göre ganimet hususunda eski ümmetler iki kısma
ayrılmışlardı. Bir kısmına ganîmet almaya hiç izin verilmemişdi. Diğerlerine bu
husûsda izin verilmiş fakat aldıkları ganimetleri yemek helâl kılınmamıştı. Bir
ateş gelir onların aldıkları ganimetleri yakardı. Bâzıları: «Ganîmet
meselesinden murâd onu istediği gibi tasarruf hususunda Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'e imtiyaz verilmesidir.» demişlerse de birinci tevcih (yâni eski
milletlere ganîmet'den istifâde helal kılınmamışdır. demek) daha doğrudur.
Şefaat: bir kimsenin
iyilik yapmasını istemek başkasına zarar vermekden vazgeçmesini niyaz
eylemekdir. Bâzıları şefaatin, duâ mânâsına geldiğini söylerler ve: «Şefaat
hükümdar huzurunda şefî'in başkası için bir hacet talebi hususundaki
konuşmasıdır.» derler.
İbni Dakikil îd: «En
yakın ihtimâle göre bu hadisdeki şefaatin lamı ahd içindir. Bundan murâd
mahşerin dehşetinden insanlara rahatlık verip nefes aldıracak olan şefâat-ı
uzmâ'dır, ki vukuu hususunda hiçbir hilaf yokdur.» diyor. Bâzıları; «Buradaki
şefâat'dan murâd Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in reddedilmeyen
husûsî şefâatı'dır.» demiş, bir takınıları bunun kalplerinde zerre kadar îmân
bulunanları cehennemden çıkarmak için yapılacak şefaat, başkaları cennetde
derece verilmesi hususundaki şefaat, daha başkaları cennete hesap sorulmadan
girme hususundaki şefaat olduğunu söylemişlerdir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'in şefaat nevilerini îmân bahsinde görmüşdük.